Kimler Travmatize Olmuştur?
- Gamze Çatak

- 5 Haz 2021
- 3 dakikada okunur

Tekrar tekrar meydana gelen ve insanın yaşamını ciddi derecede tehdit eden kazalar da aynı derecede zorlayıcı olabiliyorlar. Savaş ve çocuk tacizleri en yaygın görülen ve kişinin hayatta kalma kaynaklarını aşarak travma yaratan olay örneklerinden ikisidir. Travmaya neden olan olay sırasında kişinin sürdürmekte olduğu yaşam biçimi. Ailemizden ya da arkadaşlarımızdan destek alabilmemiz (ya da alamamamız) bizi fazlasıyla önemli derecede etkiler. Ayrıca, sağlık açısından zayıf olmak, sürekli stres altında olmak, yorgunluk ve beslenme yetersizliği de etkili olur. Kişinin fiziksel özellikleri. Bazı insanlar stres yaratan olaylara karşı yapısal olarak ( genetik açıdan) diğer insanlara göre daha dayanıklı olurlar. Bazı durumlarda güçlü, hızlı ve zinde olmak da önemli olabilir. Kişinin yaşı ve fizyolojik gelişim düzeyi ile esnekliği daha bile önemli sayılabilir. Soğuk bir odada yalnız başına bekletilmek bir bebek için tümüyle boğucu olabilirken yeni yeni ayaklanmaya başlayan bir minik için ürkütücü, on yaşında bir çocuk için sıkıntı verici olup, bir ergen ya da bir yetişkin için sadece orta derecede rahatsız edici bir durum olabilir.
Kişinin önceden kazanmış olduğu beceriler. Bebek ve çocuklar ya da tehdit unsuru olan bir durumla başa çıkma becerisi veya deneyimi olmayanlar travmatize olmaya daha eğilimlidirler. Örneğin, bu durumda kalan bir genç ya da yetişkin soğuğa ve yalnız kalmaya daha rahat hoşgörü gösterebilmekle kalmaz durumdan şikayet edebilir, bir ısıtıcı isteyebilir,
odadan çıkmayı deneyebilir, bir kazak giyebilir ya da kollarını ovuşturarak ısınmaya çalışabilir. Daha küçük çocuklar ya da bebekler için ise bu olasılıklar gittikçe azalarak değişiklik gösterir. Bu olgudan dolayı travmatik reaksiyonlar genellikle erken çocukluk dönemine denk düşerler. Travmatik reaksiyonun, ilgili olayın diğer insanlar tarafından nasıl görüldüğüne bakılmaksızın geçerli olduğunu unutmamak önemlidir. Kişinin tehlikeyi karşılama konusunda kendi kapasitesini nasıl algılamakta olduğu. Bazı insanlar kendilerini, tehlikelere karşı kendi kendilerini koruyabilecek kadar güçlü hissederken bazıları böyle hissetmezler. Bu kendine-güven algısı belirleyici bir önem taşır ve tehlikeli durumlarla başa çıkarken kaynaklarımıza ulaşıp ulaşamayacağımıza da pek fazla bağlı değildir. Söz konusu kaynaklar içsel ya da çevresel olabilirler.
Çevresel kaynaklar. Çevremizin bize potansiyel güvence olarak sağlamakta olduğu (yükseklere uzanan sağlam bir ağaç, kayalar, dar bir oyuk, iyi bir sığınak, silah, yardımsever
bir arkadaş gibi) unsurlardır; eğer gelişimsel sürecimizin bu unsurlardan faydalanabilmemize izin veren bir düzeyindeysek, bunlar içsel donanımlılık algısına katkıda bulunurlar. Bir çocuk için çevresel kaynak, suiistimal etmek yerine ona saygılı davranan bir yetişkinin varlığı ya da taciz edilmediği güvenli bir mekan olabilir. Dışsal kaynak ( özellikle çocuklar söz konusu olduğunda) çok çeşitli biçimlerde örneklenebilir - bir hayvan, bir ağaç, sahip olunan bir oyuncak ya da hatta bir melek bile olabilir.
İçsel kaynaklar. Bir insanın deneyimlemekte olduğu benlik algısı bir dizi karmaşık içsel kaynaktan etkilenmektedir. Bu kaynaklar psikolojik tutum ve deneyimleri içeriyor olmakla birlikte, bundan daha bile önemli olan, organizmanın derinliklerinde yerleşik olan ve içsel eylem planı olarak bilinen içgüdüsel tepkilerdir. İnsanoğlu dahil olmak üzere bütün
hayvanlar hayatta kalma şanslarını artırmak için bu içgüdüsel çözümlerden faydalanırlar. Bu çözümler, (yemek yemek, dinlenmek, üremek ve savunma gibi) temel biyolojik tepkilerimizin
tamamını yöneten önceden ayarlanmış standart programlar gibidirler. Sağlıklı bir insanın sinir sistemi, yaşamsal bir tehdit algıladığında bu doğal savunma eylem planlarını ortaya
koyar. Örneğin, kolunuz sizi, size doğru gelmekte olduğunu (bilinç düzeyinde) fark etmediğiniz bir toptan korumak üzere birden yukarı kalkar ya da ağaçtan aşağıya doğru sarkan bir daldan korunmak üzere saniyenin yarısı kadar kısa süre içinde eğiliverirsiniz. Doğuştan gelen içsel hareket planı savaş ya da kaç tepkilerini de içermektedir.
Birçok olay kişinin deneyimlerine bağlı olarak hayatın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkabilecek travmatik reaksiyonlara neden olabiliyor. Travma yaratmada öncü olabilecek en
yaygın görülen olaylar ise şöyle sıralanabilir:
• Cenin travması (rahim-içi)
• Doğum travması
• Ebeveyn ya da yakın akraba kaybına bağlı travma
• Hastalık, yüksek ateş ve kaza sonucu zehirlenme
• Düşmeler ve kazalar dahil olmak üzere fiziksel yaralanmalar
• Terk edilme ve dövülmeler dahil cinsel, fiziksel ve duygusal suistimal
• Şiddete şahit olmak
• Deprem, yangın ve sel gibi doğal afetler
• Bazı tıbbi ve diş hekimliğine dair uygulamalar
• Ameliyatlar, özellikle de eter kullanılarak yapılan bademcik ameliyatları; kulak problemleri ve "göz tembelliği" denilen sorunla ilgili operasyonlar
• Anestezi
Hastaneye yatmanın ve tıbbi uygulamalara maruz kalmanın travma yaratabileceği fikri birçok insana şaşırtıcı gelir. Oysa uzun süre hareketsiz kalmak zorunda kalmanın, hastane tecrübelerinin ve özellikle ameliyatların travmatik etkileri genellikle uzun süreli ve ağır oluyor. Kişi operasyonun gerekli olduğunu biliyor olsa bile ve doktor eti, kasları ve kemikleri keserken bilinci açık olmasa bile, bu olay beden tarafından hayatı tehdit eden bir uygulama olarak kayıt altına alınır. "Hücre hafızası" düzeyinde beden kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya getiren bir yaralanmaya maruz kaldığını algılar. Biz entelektüel olarak ameliyatın yararına inanıyor olabiliriz ama ilkel düzeyde bedenlerimiz buna inanmaz. Travma söz konusu olduğunda, içgüdüsel sinir sistemimizin taşıdığı ağırlık artar - çok daha fazla yük biner." Peter A. Levine




Yorumlar