Vahşi Doğaya Bakmamızın Nedeni Nedir? Çünkü Travma Fizyolojiktir.
- Gamze Çatak

- 27 May 2021
- 4 dakikada okunur

“Taş kesilen hayvanlar ölü taklidi yapmazlar. Bu bütün memelilerde bulunan bir özelliktir ve ölüm kaçınılmaz göründüğünde içgüdüsel bir şekilde farklı bir bilinç düzeyine girmek demektir. Birçok yerli halk bu olguyu avın ruhunun avcıya teslim olması olarak görür ve bu bir ifade biçimidir. Fizyologlar bu duruma "hareketsizlik" ya da "donma" tepkisi diyorlar. Büyük bir tehdide karşılaştıklarında sürüngenler ve memelilerin verdikleri üç ana tepkiden biri de bu. Diğer ikisi ise savaş ve kaçmaktır ve bu ikisi çoğumuza çok daha tanıdık gelir çünkü donma tepkisi hakkında daha az şey bilinmektedir. Doğa donma tepkisini iyiliğimiz için icat ermiş. Öncelikle bu hayatta kalmak için bir son çare stratejisi olarak hizmet eder. Bunu ölü numarası yapmak olarak düşünürseniz daha iyi anlayabilirsiniz .
Tehlike geçtikten sonra ise söz konusu hayvan donma tepkisinin kalıntılarını kelimenin tam anlamıyla silkeler ve bedeninin kontrolünü tekrar tümüyle ele geçirir. Sonrasında da hiçbir şey olmamış gibi normal hayatına geri döner. İkinci olarak, antilop (ve insan) donma aşamasında acının deneyimlenmediği özel bir hale geçer. Bu antilop için parsın keskin dişleri ve pençeleri arasında parçalanırken acı çekmemek anlamına gelir. Birçok modern kültür öldürücü tehdit karşısındaki bu içgüdüsel teslimiyeti yargılayıp korkaklıkla neredeyse eşit görme eğilimi göstermekte. Ancak bu yargılama eğiliminin altında yatan şey, insanoğlunun hareketsiz kalmaya dair derin korkusu. Bundan kaçınıyoruz çünkü bu durum ölüme çok benziyor. Bu kaçınma anlaşılabilir bir şey ama bunun bedelini çok pahalı ödüyoruz. Fizyolojik kanıtlar bize bu doğal tepkinin içine girip ve sonra bu halden çıkma yeteneğinin, travmanın olumsuz etkilerinden kaçınmak için anahtar önem taşıdığını açıkça göstermekteler. Bu bize vahşi doğadan bir armağan.
Vahşi Doğaya Bakmamızın Nedeni Nedir? Çünkü Travma Fizyolojiktir.
Travmatik semptomları gidererek iyileşmenin anahtarı fizyolojimizde saklıdır. Kurtulmamızın imkansız olduğunu algıladığımız bir durumla yüz yüze geldiğimizde ya da aşırı ezici bir tehditle karşılaştığımızda insanlar ve hayvanlar olarak ortak tepkilerimiz olan hareketsizlik tepkisini kullanırız. Bu fonksiyonu anlamak için bunun istem dışı olduğunu akılda tutmak önemlidir. En basit anlatımıyla bu, bu tepkiyi yöneten fizyolojik mekanizmanın, beyinlerimizin ve sinir sistemlerimizin en ilkel ve içgüdüsel bölümünü ilgilendirmekte olduğu ve bilinç düzeyinde kontrolümüz altında olmadığı anlamına gelmektedir. İşte benim vahşi hayvan davranışları üzerinde çalışmanın travmayı anlamak ve iyileştirmek konusunda çok önemli olduğunu düşünüyor olmamın sebebi de budur. İnsan beyninin ve sinir sisteminin istem dışı ve içgüdüsel bölümleriyle diğer memelilerinkiler ve hatta sürüngenlerinkiler neredeyse tıpa tıp aynıdır. Birbirini tamamlayan üç sistemden oluşan beynimiz sık sık üçü bir arada beyin olarak adlandırılır. Bu üç bölüm yaygın olarak bilinen adlarıyla sürüngen beyni (içgüdüsel beyin) , memeli beyni ya da !imbik beyin (duygusal beyin) ve insan beyni ya da neokorteks beyin (mantıksal beyin) olarak sıralanabilir. Hayatın devamını tehdit eden bir durum algılandığında beynimizin aktive olan bölümleri hayvanlarla paylaştığımız bölümler olduğu için, bahsi geçen örnekteki antilop gibi bazı hayvanların travmadan kaçınmak için nasıl davrandıklarını incelemek bize bu konuda çok şey öğretebilir. Bunu bir adım daha ileriye götürerek, insanların travmatik semptomlarını iyileştirmenin anahtarının vahşi hayvanların titreyerek hareketsizlik tepkisinden kurtulup yeniden hareketli ve fonksiyonel olmak için yaptıkları o akıcı uyum hareketlerini taklit etmenin altında yattığına inandığımı söyleyebilirim.
Vahşi hayvanlardan farklı olarak biz insanlar tehdit altında olduğumuzda savaş ya da kaç ikilemini çözmekte hep zorlandık. Bu ikilem en azından bir miktar da olsa insanoğlu olarak bizim türümüzün hem av hem de avcı oluşundan kaynaklanıyor. Tarih öncesi insanların çoğu avcı olmakla birlikte, her an av olup parçalanabilecekleri bilgisiyle uzun saatlerini soğuk mağaralarda kümelenerek geçiriyorlardı. Gruplar halinde bir araya toplanmak ve ateşin bulunması hayatta kalma şansımızı artırdı, ayrıca icat edilen alet, araç ve gereçlerin çoğu da avlanmak ve kendimizi savunmak içindi. Yine de kolayca av olacağımıza dair genetik hatıra beyinlerimize ve sinir sistemlerimize kalıcı bir şekilde kazındı. Ne antilobun süratine ne de sinsice yaklaşan parsın öldürücü dişlerine ve pençelerine sahip olmadığımızdan, insan beyinlerimiz genellikle hayat kurtaran hareketin ne olduğuna dair sonradan yorum yapmakla yetinir. Bu belirsizlik bizi travmanın güçlü etkileri ne karşı ayrıca savunmasız kılar. Antilop gibi çevik ve süratli hayvanlar av olduklarını bilirler ve hayatta kalma kaynaklarıyla oldukça içli dışlılardır. Ne yapmaları gerektiğini hisseder ve gerekeni yaparlar. Saatte yetmiş mil hızla depar atan ve yırtıcı pençe ve dişlere sahip olan gösterişli bir hayvan olmak ise parsı kendine güvenen bir avcı yapmıştır. İnsanoğlunun çizgisi ise bu kadar kesin belirlenmiş değil. Hayatı tehdit eden bir durumla karşılaştığımızda aklımız karışabilir ve bu karışıklık içgüdüsel dürtülerimizi geçersiz kılabilir. Bu geçersiz kılma eylemi iyi bir nedenle meydana gelmiş olsa da ona eşlik eden zihin bulamklığı benim " Medusa Kompleksi" dediğim dramaya ya da travmaya zemin hazırlar. Bu kafa karışıklığı tıpkı Yunan mitolojisindeki Medusa mitinde olduğu gibi biz ölümle göz göze gelip taş kesildikten sonra meydana geliyor. Kelimenin tam anlamıyla korkudan donup kalıyoruz ve bu da travmatik semptomların ortaya
çıkmalarına neden oluyor.
Travma modern hayatın her yanına nüfuz eden bir olgu. Sadece askerler ya da taciz veya suistimal kurbanları değil, çoğumuz travmatize olmuşuzdur. Travma hem kaynakları hem de sonuçları açısından geniş çaplıdır ve genellikle kendisini bilincimizden saklar. Travma kaynağı olan konulara doğal afetler (örneğin deprem, fırtına, sel ve yangınlar) şiddet içeren
patlamalar, kazalar, düşmeler, ciddi hastalıklar, ani kayıplar (örneğin sevdiğiniz birinin ani ölümü), ameliyatlar ve diğer tıbbi ve diş hekiml iğiyle ilgili uygulamalar, zor doğumlar ve
hatta gebelikteki yüksek stres düzeyleri de dahildir. Neyse ki, bizler hissetme, tepki verme ve yansıtma olguları bakımından içgüdüsel varlıklarız ve en yıpratıcı travmatik yaralanmalarda bile kendimizi iyileştirebil ecek içsel potansiyele sahibiz. Ayrıca global insan topluluğu olarak bizlerin, savaş ve doğal felaketler gibi geniş kapsamlı sosyal travmaların etkilerini iyileştirmeye başlayabileceğimize de inanıyorum."
Peter A. Levine




Yorumlar